Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Demreli Aziz Nikolas ve Altın Kuşun Hikayesi

  Demre, Toros Dağları'nın eteklerinde, Akdeniz kıyısında yer alır. Kuzeyde dağlarla çevrili olup, güneyde Akdeniz'in berrak ve mavi sularına açılır. Şehrin hemen dışında, portakal ve nar bahçeleriyle çevrili geniş düzlükler bulunur. Zeytin ağaçları, narenciye bahçeleri, defne, keçiboynuzu ve çam ağaçları, Demre’nin doğasında önemli yer tutar. İlkbaharda her rüzgar estiğinde, her yer limon çiçeği kokar. Bu bitki örtüsü, dağların eteklerinden kıyıya kadar uzanır ve göz alabildiğine her yeri çiçeğe, yeşile boyar.        Demre'nin kuzeyinde Toros Dağları yükselir. Dağlar, ormanlarla kaplı yamaçlara ve derin vadilere sahiptir. Bu dağlar, bölgeyi iç kesimlerden ayıran doğal bir sınır oluşturur. Özellikle kireçtaşı yapısına sahip olan dağlık alanlar, birçok derin vadi ve mağaralar barındırır.      Demre, Akdeniz kıyısındaki sulak alanlarıyla da dikkat çeker. Bölgedeki küçük çaylar, denize dökülmeden önce deltalar ve küçük bataklıklar oluşturur. Bu alanl...

KAYIP HAZİNEYİ ARAYAN HABİR EL BAĞDADİ'NİN HİKAYESİ

Ürdün'ün sıcak ve kurak arazisinde Wadi Rum diye bir yer vardı. Wadi Rum'un diğer adı Ay Vadisiydi. Petra'ya üç günlük mesafedeydi. Kum taşı ve granit kaya içinde oluşmuş bu vadi içinde, ülkenin ikinci yüksek dağı olan Rum Dağı ve Bilgeliğin Yedi Sütunu olarak anılan bir tepe bulunuyordu. Wadi Rum'un gölgesinde, bir bedevi çadırında    Habir adında bir adam yaşardı.   Habir, Bağdat'ta varlıklı bir tüccar iken kervanları yağmalanınca, kısa sürede tefecilere borçlandı ve her şeyini kaybetti. Elde avuçta bir şey kalmayınca iki eşi ve çocukları onu kapı dışarı etti. Elinde, Harut ile Marut'un yazdığına inanılan, atalarından kalma bir kitap, Roma Ordusunun hazinelerinin gömülü olduğu yeri gösteren bir harita ve büyü formüllerinden başka hiçbir şey yoktu. Üç yıldır bu bölgede araştırmalar yapıyordu. En büyük hayali, Ürdün’ün derinliklerinde, kumların altında gömülü olduğu söylenen büyük Roma hazinesini bulmak, yeniden çok zengin olarak kendisine sırt çevirenlerden int...

Mardinli Telkari Ustası Gabriel

  Mardin, Hz.Nuh'un gemisinin indiği Cudi Dağının batısında yer alır. Gemi karaya oturup da, sular çekilmeye başlayınca, Nuh Peygamber secdeye kapanarak “Rabbim, bu toprakları bizler için bereketli kıl!” diyerek dua ettiğine inanılır. Öyle ki, toprağın her miliminden türlü bitkiler fışkırır. Muzdan incire, kirazdan kayısıya, üzümden zeytine akla gelebilecek her meyve en tatlı haliyle yetişir. Hasat zamanı buğday ve arpadan ambarlar, silolar dolar da dolar. Fazlası çevre bölgeleri, tekmil Mezopotamya vilayetlerini besler. Kerkük'ten, Musul'dan, Zaho'dan, Kamışlı’dan rengarenk güvercinler gelir, gökyüzünde taklalar atarak tarlalara iner, karınları şişene kadar yerler de yerler. Göçmen kuşlar Dicle'nin yamacında soluklanır, susuzluğunu giderir. Şehir, Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında yer alan Mezopotamya ovasına hâkim bir tepe üzerine kurulmuştur. Çevresi geniş ovalar, tepeler ve dağlarla çevrilidir. Mardin, kendine özgü sarımsı taşlardan yapılmış evleri ve dar sok...

Çalışkan John'un Altınları

 Bir zamanlar, küçük bir köyde yaşayan bir adam vardı. Adı John’du. John, altın biriktirmeyi çok seviyordu. Her gün, tarlasında çalışırken, dere kenarında, toprak altında parlayan küçük parçaları bulurdu. Bu parçaları dikkatlice toplar ve evinin altındaki bir sandıkta saklardı.  John'un komşuları onun bu tuhaf alışkanlığına gülüyorlardı. “Neden o parlak şeyleri topluyorsun ki?” diye sorarlardı. “Köyde ne yapacaksın onlarla?” John sadece gülümserdi ve sessizce çalışmaya devam ederdi.  Bir gün, köyün zengin tüccarı John'un altınlarına göz dikti. “Hey John,” dedi, “Altınlarını bana sat. Sana iyi bir fiyat vereceğim.” John düşündü. Altınları satıp daha iyi bir yaşam sürmek istiyordu, ama bir yandan da altınları onun için çok değerliydi. Sonunda, tüccarın teklifini reddetti.  “Altınlarımı satmam,” dedi. “Onlar benim için çok kıymetli.” Tüccar sinirlendi.  “Sen delisin!” dedi. “Altınlar sadece bir madenden ibaret. Onları sat, zengin ol!” John sadece gülümsedi “ben zat...

Hintli Rahul'un Altın Rüyası

Bir zamanlar Varanasi şehrinin dar ve yoksul sokaklarında, Ganj Nehri’nin kıyısında yaşayan bir adam vardı. Adı Rahul’du. Rahul, eşi ve üç çocuğuyla derme çatma kerpiç bir evde yaşardı. Ailesine bakmak için her gün nehre iner ve sularını eşeleyerek altın parçacıkları arardı. Nehir, yüzyıllar boyunca zengin toprakları taşıdığı için altın da taşıyabilir, diye düşünüyordu. Bu düşüncesinde haksız da değildi. Her seferinde olmasa da, eleğin dibinde birkaç parça altın çamurun arasından ona göz kırpabiliyordu. Büyük bir sevinçle onları yıkayıp kesesine koyardı. Sonra malzemesini bir güzel yıkayıp evinin yolunu tutardı. Belli bir miktar biriktirdikten sonra onları eritip iki ayrı levha haline getirirdi. Altını eritip kalıba döküşünü karısı ve çocukları uzaktan büyük bir merakla izlerdi. Levhaları soğutunca onları parlatır ve meraklarını gidermeleri için onlara verirdi. Küçük kızı ve karısı gözleri ışıldayarak altının güzelliğine hayran hayran bakarlardı. Ne kadar da güzellerdi. Sonra Rahul alt...